AYET
Muhammed / 38. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.
HADİS
* İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir keresinde, "Hanginiz, vârisinin malını kendi malından daha çok sever?" diye sordu. Cemaat: "Ey Allah'ın Resûlü içimizde, herkes kendi malını vârisinin malından daha çok sever" dediler. Bunun üzerine: "Öyleyse şunu bilin: Kişinin gerçek malı hayatında gönderdiğidir. Geriye koyduğu da vârislerinin malıdır."
* Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Kâbe'nin gölgesinde otururken yanına geldim. Beni görünce: "Kâbe'nin Rabbine kasem olsun onlar zararda" buyurdu. Ben:
-Ey Allah'ın Resûlü, annem babam sana feda olsun, onlar kimlerdir? dedim. Buyurdu ki:
-"Onlar malca çok olanlardır. Ancak -eliyle ön, arka, sağ ve sol taraflarını göstererek- şöyle şöyle bol bol vermelerini emredenler müstesna" dedi ve hemen ilâve etti:
-"Böyleleri ne kadar az! Şunu bilin ki, devesi, sığırı, davarı olup da zekâtını vermeyen her insan kıyamet günü, o malları, mümkün olan en iri ve en semiz şekilde karşısına çıkıp, sırayla boynuzlarıyla toslayacak, ayaklarıyla çiğneyecek. Sonuncusu da bu muameleyi yapınca birinci tekrar başlayacak. Bu hal, insanlar arasındaki hüküm bitinceye kadar devam edecek."
CİMRİLİK İLE İKTİSAT ARASINAKİ FARK
İktisad ve hıssetin çok farkı var. Tevâzu, nasılki ahlâk-ı seyyieden olan tezellülden mânen ayrı ve sureten benzer bir haslet-i memduhadır. Ve vakar, nasılki kötü hasletlerden olan tekebbürden mânen ayrı ve sureten benzer bir haslet-i memduhadır. Öyle de:
Ahlâk-ı âliye-i Peygamberiyyeden olan ve belki kâinattaki nizâm-ı hikmet-i İlâhiyenin medârlarından olan iktisad ise, sefillik ve bahillik ve tama'kârlık ve hırsın bir halitası olan hısset ile hiç münasebeti yok. Yalnız, sureten bir benzeyiş var. Bu hakikatı teyid eden bir vâkıa:
Sahabenin abâdile-i seb'a-yı meşhuresinden olan Abdullah İbn-i Ömer Hazretleri ki: Halife-i Resûlullâh olan Fâruk-u Âzam Hazret-i Ömer'in (R.A.) en mühim ve büyük mahdumu ve sahabe âlimlerinin içinde en mümtazlarından olan o zat-ı mübârek çarşı içinde, alış-verişte, kırk paralık bir mes'eleden, iktisad için ve ticaretin medârı olan emniyet ve istikameti muhafaza için şiddetli münakaşa etmiş. Bir sahabe ona bakmış. Rûy-i zemînin Halife-i Zîşanı olan Hazret-i Ömer'in mahdûmunun kırk para için münakaşasını âcib bir hısset tevehhüm ederek o imamın arkasına düşüp, ahvâlini anlamak ister. Baktı ki Hazret-i Abdullah hâne-i mübarekine girdi. Kapıda bir fakir adam gördü. Bir parça eğlendi; ayrıldı, gitti. Sonra hanesinin ikinci kapısından çıktı, diğer bir fakiri orada da gördü. Onun yanında da bir parça eğlendi; ayrıldı, gitti. Uzaktan bakan o sahabe merak etti. Gitti o fakirlere sordu: "İmam sizin yanınızda durdu, ne yaptı?" Herbirisi dedi: "Bana bir altın verdi." O sahabe dedi: "Fesübhânallah! Çarşı içinde kırk para için böyle münakaşa etsin de, sonra hanesinde ikiyüz kuruşu kimseye sezdirmeden kemâl-i rıza-yı nefisle versin!" diye düşündü, gitti, Hazret-i Abdullah İbn-i Ömer'i gördü. Dedi: "Ya İmam! Bu müşkilimi hallet. Sen çarşıda böyle yaptın, hanende de şöyle yapmışsın." Ona cevapen dedi ki: "Çarşıdaki vaziyet iktisaddan ve kemâl-i akıldan ve alış-verişin esası ve ruhu olan emniyetin, sadâkatin muhafazasından gelmiş bir hâlettir; hısset değildir. Hanemdeki vaziyet, kalbin şefkatinden ve ruhun kemâlinden gelmiş bir hâlettir. Ne o hıssettir ve ne de bu israftır."
İmam-ı Azam, bu sırra işaret olarak demiş. Yâni: "Hayırda ve ihsanda (fakat müstehak olanlara) israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur."
CÖMERTLİĞİN BAĞRINDA GELİŞEN UFUK
Cennetin kapısını cömertler açacaktır. Dünyada o kapıya giden yolları açmalıyız ki, yanımızda daha nicelerini o kapıya kadar götürebilelim. Bizim bu davranışlarımızla muhataplarımız -Allah’ın izniyle- öyle bir seviyeye ulaşacaklardır ki, bir gün Kur’ân’ın hükümleriyle, beşer karihasından çıkan şeyler arasında bir tercih yapılması bahis mevzuu olduğunda, onlar, Kur’ân’ı tercih ederek ve Rasûlullah’ı seçerek bütünüyle Allah’a ram olacaklardır.
Cennete ilk defa âlimler, vaizler veya hocalar değil, hak ve hakikatı neşr uğruna malını ve canını hak yolunda bezleden, esnaf, tüccar ve kazanç seviyesi ne olursa olsun, bütün cömertler, Hakk’a dilbeste civanmertler girecektir. Evet onlar Rab’lerine fanî olan şeyler verecek ve bakiyi kazanarak ebediyete ereceklerdir.
ZEKÂT VE CÖMERTLİK
Cömertlik, Allah’ın “Cevâd” ismiyle rezonansa geçmenin adıdır. İnsan, yaptığı işlerde ne ölçüde esma-i ilâhî ile münasebet halinde ise, neticesinde elde ettiği faydalar aynı nisbette olacaktır. Bir hadîslerinde Allah Rasûlü (sav), şöyle buyurmaktadır: “Allah “Cevad”dır; cömertliği sever ve güzel ahlâkı sevmesine mukabil çirkin huyları kerih görür.”
Vermek Allah ahlâkıdır. Allah ahlâkıyla ahlâklanmak ise, her zaman ve her yerde, ayağın sağlam bir zemine basması demektir.
Demek ki zekât, fakiri zenginin yanına yaklaştırdığı gibi, zengini de Ganiy-yi Mutlak olan Allah’a yaklaştırmakta ve kul ile Rabb arasında ciddi münasebet temin etmektedir.
VEREN KEPÇE DEĞİL
Molla Cami anlatıyor: Cömert birisine sormuşlar:
- Fakirlere ve muhtaçlara verdiğin, dağıttığın şeylerden ötürü gönlüne kibir geliyor, onları kendine minnettar görüyor musun?
- Kesinlikle hayır. Ben kendimi aşçının elindeki kepçe gibi görüyorum. Verilen kepçeden geçse de veren aşçıdır. Kepçe, "rızkı veren benim" gibi bir hisse kapılabilir mi? demiş.
Keşke insanlar, yaptığı hayırlı icraatlarda aşçının elindeki kepçe kadar dahi pay sahibi olmadıklarım idrak edebilse ve gizli şirk gibi büyük bir çirkinliğe düşmeseler...
CAN VERMEYE ALIŞMAK
Birgün makam ve mansıp sahibi bir kişi Mevlana'ya gelerek: "Sizden canımı verirken incinmemenin, sekerat açışı çekmemenin yolunu öğretmenizi rica ediyorum." dedi. Mevlana: "Ölüm Harizm yayı gibi çok sağlam ve serttir. Hiç kimse, usta bir kemankeşe hizmet etmeden Harizm yayını kuramaz, kirişini birden çekip kulağına getiremez. Demek ki, Harizm yayını kurabilmek için senelerce ufak yaylar üzerin-de çalışmak lazımdır. Ölüm yayını kurabilmek için de ibadetlerle, hayırlı işlerle, malda ve canda cömertlikle hazırlık yapmak gerekir. Cömertliğe alışırsan ve bu yolda yürürsen, can alan melekler yanma gelip canım istedikleri vakit hiçbir sıkıntı ve zahmet çekmeden onu verir, Allah'ın emanetini Allah'tan esirgemezsin. Çünkü Allah: "Emanetleri ehline verin." buyuruyor. "Müzminlerin ruhunu kolayca alın." emri gereğince de hiçbir yerinde en ufak bir acı duymazsın. Fakat melekler canında ve malında cömertlik yapmaya alışkın olmayan bir insanın canım almaya geldikleri vakit, o cimri adam yine hasislik gösterip onu gönül rızası ve zevkle teslim etmez. Bunun üzerine onun için zor ve ızdıraplı olsun diye, "Onun canım zorla ve zahmetle ondan alırlar." ayetinde buyrulduğu gibi alırlar. Halbuki o bu dünyadan hiç gitmek istemez." dedi.
Müzminin en önemli vasıflarından birisi cömertliktir. Cömertlik Allah'ın verdiğim Allah'tan, yani onun yo/undan esirgememek demektir. Ve insanın cömertliği çok sevdiği şeyleri vermesinden belli olur. Yoksa ne veren, ne de alan için çok da bir şeyin değişmeyeceği kadar vermek, hakikî manada cömertlik olmasa gerektir. Ne hikmetse, "az da olsa sadaka vermek" düsturunu öğrenen insanlar, "Sevdiğinden ve yığın yığın vermek" düsturuna az kulak kabartmaktadırlar. Yeniden Müslümanlığı öğren-meye başladığımız böyle bir devirde, eğitime gönül veren kahramanlar bizleri bu fedakarlık noktasında da eğitmekte, hayırda yansa davet etmektedirler. Aslında gelirken bizimle olmayan ve giderken de bizden ayrılacak olan şeylere bu denli bağlanmak akıl karı değildir. Ve ver-meye alışmış insanların, ruhun bedeni terk ederken insanın duyacağı o müthiş ıstırabı duymayacaklarının Mevlana Hazretleri gibi bir ağızdan söylenmesi de çok büyük bir müjdedir. Demek ki cömertlik, dalıyla, meyvesiyle ölüme ve ötesine kadar uzanan enfes bir ağaçtır.